DUYGU BEDENİ HAFIZAMIZ – DUYGU VE HİS (1)

DUYGU BEDENİ HAFIZAMIZ – DUYGU VE HİS (1)

DUYGU BEDENİ HAFIZAMIZ -1

Önce biraz teorik bilgi…
HİS ve DUYGU
Hatırlamadan önce hissetmeye başlayan büyülü bir sistemimiz var… Bilgi hafızamız yaklaşık 3 yaşından itibaren olgunlaşıp bilgi depolamaya başlaya dursun, duygu hafızamız çok daha önce daha anne karnındaki 7. ayımızdan itibaren duyguları fark etmeye ve ayırt etmeye başlar. Duygu bedenimiz yavaş yavaş şekillenir, ilk kayıtlar tutulmaya başlanır. Korkuyu,sevinci,üzüntüyü,güveni tanımaya başlar ve bu duyguların bedenimizdeki yansımalarını hissederiz. Küçük bedenimiz korkmayı üzülmeyi mutlu olmayı öğrenir. İlk üç yaş içinde beden nerede ne zaman korktuğunu, üzüldüğünü hatırlamasa da artık bu duygulara aşinadır…
Duygu ve his… Aslında aynıymış gibi görünen ama birbirinden farklı iki kavram…Önce bunlara bir açıklık getirelim.
HİS; fiziksel bedende hissedilen her türlü deneyimdir, ağrı,kaşıntı,baskı gibi… Fiziksel travmalar sonucu oluşabilir ya da duygularla birlikte bedende hissedilir. Korkunca göğsümüzdeki baskı ya da karnımızda oluşan kramplar duygu ilişkili hislerdir.Hissin vücuttaki yerini şiddetini ve neye benzediğini tarif edebiliriz.
Duygu ise daha karmaşıktır. Bireyin ruh halinin içsel ve çevresel faktörlerle uğradığı kompleks bir psikofizyolojik değişimdir, iç ve dış faktörlerin yankısıdır,tepkisidir. Dört temel duygu vardır; korku, öfke, üzüntü,mutluluk. Kimilerine göre hayret,tiksinme ve küçük görme ile birlikte temel duygu sayısı 7 dir. Her şeyden önce duygu bir enerjidir ve vücudumuzdaki enerji kanalları boyunca akar. Birikmeden tıkanmadan aktığında ruh ve beden sağlıklıdır. Ne kadar çok birikmiş tıkanmış duygu varsa sistem o kadar sekteye uğrar, fiziksel ve ruhsal hastalıklar oluşur. Birikmiş duygu, tıkanmış enerjiyi kişi kendisi tanımlayabilir. Burada, duyguların bedendeki yansıması olan hisler kullanılır. Hissetmemesi gereken bir olayda beden bir his yaratmışsa enerji kanallarında birikmiş duygu titreşmiştir .Bazen ceviz kabuğunu doldurmayacak bir olay karşısında aşırı sinirlenir tepki veririz. Aslında orada ortaya çıkan geçmişten gelen birikmiş tıkanmış duygu enerjisidir. Bir amaca uygun olarak üretilen duygu kullanılmazsa birikir ve enerji kanallarında tıkanıklığa yol açar. Örneğin birine kızıyorsunuz ama kızdığınızı ifade etmiyorsunuz ya da üzülüyorsunuz ama o üzüntüyü yaşamayıp bastırıyorsunuz! Bunların hepsi tıkanmış enerjiler, duygusal yükler olarak depolanır ve bu duyguyu çağrıştıracak yeni ve belki de çok önemsiz bir olayda çok daha güçlü bir şekilde su yüzüne çıkar. Çoğunlukla biz bile kendimizi tanıyamaz yaptıklarımıza anlam veremeyiz. Ağlama krizleri,  öfke nöbetleri… Niçin böyle davrandığımızı biz bile bilmeyiz ama bastırılmış çözümlenememiş duygu enerjileriyle er ya da geç yüzleşiriz… Bu serseri his bizi esir alır ve aklımız mantığımız dışında çoğunlukla da mantığımızın onaylamadığı şekilde davranmaya başlarız. Geçmişin hipnozuna girmiş bugünün mantığından artık kopmuşuzdur. Adeta geçmişte gösteremediğimiz tepkileri daha da şiddetli şekilde yaşanmaya başlamışızdır.
Peki bu tıkanmış enerjiler kaderimiz midir? Tabi ki hayır… Çeşitli enerji boşaltım teknikleri kullanabiliriz. Duygunun beden yansıması olan hisleri kullanarak tıkanan enerjileri lokalize edebilir öfke,korku, üzüntüyü bedenimizin neresinde hissediyorsak o bölgeye odaklanarak EFT,EMOTRANS, nefes terapileri, hipnoterapi gibi tekniklerlerle enerji akışını düzenleyebilir ,tıkanıkları açabiliriz…
Sonuç olarak duygularımızın farkında olup hislerimizi tanımladığımızda meseleyi çözmüş oluyoruz. Onların rahat bir şekilde akışını sağladığımızda sağlıklı zihin ve beden yapısına kavuşuyoruz. İçsel anlamda olgun, sosyal ilişkilerde dengeli oluyoruz. Olgunluk ya da Duygusal zekanın basit tanımı zaten budur…
Yazan
Op. Dr. İnci Çavuşoğlu

Bir Cevap Yazın